<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ali SEVİMLİ &#124; Kişisel Site &#187; Sevdiğim Yazılar</title>
	<atom:link href="http://www.alisevimli.com/kategori/sevdigim-yazilar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.alisevimli.com</link>
	<description>&#34;Bilgiyle uyumak uyanıklıktır.&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2012 21:53:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bari bir dua&#8230; &#124; Ahmet Kurucan</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/bari-bir-dua.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/bari-bir-dua.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2011 06:33:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=416</guid>
		<description><![CDATA[Her şeyin bir vakti vardır ve o şey vaktinde yapılırsa bir mana ifade eder. Susuzluktan çatlayan bir hayvana öldükten sonra su vermek ne mana ifade eder ki? Namazın bir vakti vardır; vaktinde kılınırsa namaz &#8220;eda&#8221; adını alır ve insan sorumluluktan kurtulur. Vakti geçtikten sonra kılınan namazın adı &#8220;eda&#8221; değil &#8220;kaza&#8221;dır. Sorumluluktan kurtulup kurtulamadığımız ise hakiki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Her şeyin bir vakti vardır ve o şey vaktinde yapılırsa bir mana ifade eder.</p>
<p>Susuzluktan çatlayan bir hayvana öldükten sonra su vermek ne mana ifade eder ki? Namazın bir vakti vardır; vaktinde kılınırsa namaz &#8220;eda&#8221; adını alır ve insan sorumluluktan kurtulur. Vakti geçtikten sonra kılınan namazın adı &#8220;eda&#8221; değil &#8220;kaza&#8221;dır. Sorumluluktan kurtulup kurtulamadığımız ise hakiki manasıyla ötede belli olur. Başka bir anlatımla, husuf ve küsuf namazları Ay ve Güneş tutulması esnasında kılınır. Çünkü Güneş ve Ay tutulması, bu namazların vaktidir.<span id="more-416"></span></p>
<p>Bu örneklerle bir yere varmak istiyorum; musibetler, duanın hususi vakitleridir. Hususi derken kastım; insan, hayatının her bir saniyesini, her bir salisesini dua ile geçirebilir; o ayrı mesele; ama musibetler, sebepler üstü münacatın adı olan duaya öncelik verilmesini gerektiren zaman dilimleridir.</p>
<p>Musibet ve dua zaviyesinden içinde yaşadığımız zaman dilimine global bir gözlükle bakıldığında şunu demek mümkündür o zaman; insanlığa ve özellikle İslam dünyasına musallat olan musibetler öylesine çok, öylesine her yeri kaplamış ki 24 saatin 24 saatini de &#8216;dua vakti&#8217; deyip dua ile değerlendirsek sezadır. Bunlar öylesine büyük musibetler ki ne bir fert olarak benim, senin, onun ne de maddi güçlerini birleştirseler de umumi olarak Müslümanların bunları aşması, şeytani oyunların üstesinden gelmesi imkân dâhilindedir. Bunları aşmak ve sahil-i selamete çıkmak ancak ve ancak Müsebbibu&#8217;l-Esbab olan Allah&#8217;ın havl ve kuvveti ile mümkündür. Suriye&#8217;de yaşanan insanlık dramını, Somali&#8217;de, Kenya&#8217;da, Uganda&#8217;daki kıtlık felaketini nasıl aşacaksın? Türkiye&#8217;de hayatın dört bir yanında yaşanan onca olumsuzluklara fert olarak nasıl &#8220;hemen&#8221; çözüm bulacaksın?</p>
<p>İşte bütün bunlar bizi inanan insan olarak sebeplere riayetle birlikte duaya sevk eden, sevk etmesi gereken hakiki amiller değil midir? Biz bütün bunların Allah&#8217;a karşı sergilenecek hakiki kulluk tavrıyla aşılacağı inancında değil miyiz? Aynı istikametteki soruları uzatmaya gerek yok; çünkü cevabı belli bu soruların. İmanın tadını tatmış her Müslüman&#8217;ın bu sorulara vereceği cevap bellidir ve aynıdır; amenna.</p>
<p>İyi ama amenna diyerek iman ettiğimizi haykırdığımız bu mesele karşısındaki tavrımız nedir? Madem inanıyoruz, neden dua yapmıyoruz? Dikkat edin bu benim sorum; Hocaefendi&#8217;nin aynı yerde sorusu ise daha farklı: &#8220;Madem inanıyorsunuz, neden dua ederken çatlayıp ölen kişi yok aranızda? Sabahlara kadar yana yakıla dualarla gecelerini tüketen, ağlamaktan ciğeri kavrulmuş, gözyaşı pınarları kurumuş sima göremiyorum.&#8221;</p>
<p>HAKİKİ MANADA İNANSAYDIK&#8230;</p>
<p>Utanarak da olsa, sıkılarak da olsa cevabını ben vereyim müsaadenizle bu soruların; çünkü biz inanmıyoruz. İnanıyoruz desek de, inanıyoruz gözüksek de, yukarıdaki paragraflarda olduğu gibi bu inancımızı kâğıtlara döksek de, hakiki manada inanmıyoruz; inansaydık sorularla işaret edilen yerde olurduk. Hakiki manada inansaydık dünyanın dört bir yanında zuhur eden ve her gün bunlara bir yenisi ilave edilen problemler karşısında dua, dua, dua der inlerdik. Tıpkı kendisinin inlediği gibi.</p>
<p>Farkındayım; siyah beyaz mantığı ile yaklaştım hadiseye. Doğrudur; çünkü bir şey ya siyahtır ya da beyazdır bazı meselelerde. Ortası yoktur; gri tonlar bulunmaz orada. Bu meselede de böyle. Madem inanıyorsun duanın gücüne; amelinle onu isbat edecek, inandığını göstereceksin. Aksi halde inanmıyorsun demektir, inanman gerektiği ölçüde.</p>
<p>Sebepler planında beşer olarak alınacak önlemler bir tarafa, sebepler üstü bir güçle, yani ancak Allah&#8217;ın havl ve kuvvetiyle aşılacak bir problem geldi huzura. Aslında daha önce de gelmiş o mesele. Karar aşamasına gelindiği için tekrar gündeme geldi. &#8220;Herkes dua etsin demiştik ama ediyor mu acaba?&#8221; diye sordu salonda bulunanlara. Kısa bir sessizlik oldu; ne &#8216;evet&#8217; ne &#8216;hayır&#8217; cevabı yükseldi salondan. &#8220;Istırabını duyacaksınız ki edesiniz.&#8221; dedi ve ses tonunu yükseltip bir ülke ismi söyleyerek, &#8220;Orada bir zamanlar var olan bir problem karşısında tam 5 yıl ağladım ben. Otururken ağladım, ayakta iken ağladım, yürüme bandına bindim ağladım, indim ağladım. O imkânların bizlere sunulması Allah&#8217;ın bir lütfuydu. Hata yapıldı; ama hakkımız yok ki! Şakası yok bu işin.&#8221;</p>
<p>Meşhur sözdür; zirvelerde kar, bora, fırtına çok olur derler. Alın size yeni bir fırtınalı zemin; hem de hava günlük güneşlik iken. Haydi, tutunun bakalım o zirvede bu kar, bora, fırtına atmosferinde şimdi.</p>
<p>&#8220;Bari bir dua!&#8221; sözleri bozdu kısa süren sessizlik ortamını. Bir daha, bir daha &#8220;Bari bir dua!&#8221; seslerini duydu salon: &#8220;Benim ağzımın tadı kaçtı. Dersi kesip kalkıp içeri gidesim geliyor. Kalkın gidin hacet namazı kılın ve şu büyük musibet için gözyaşlarınızla birlikte dua dua yalvarın.&#8221;</p>
<p>Buraya kaydedip etmemede tereddüt ettim bir an ama devamını da söyleyeyim: &#8220;Yarı şaka yarı ciddi&#8221; dedi önce ve ardından &#8220;geceleri kalkmayan, gözyaşları ile yalvarmayan gelmesin bu salona.&#8221;</p>
<p>Biz bu manzaranın yaşandığı gün tefsir dersinde Hz. Musa&#8217;nın Maide Sûresi&#8217;nde anlatılan vakasını okuyorduk. Orada kavmi diyor ki Hz. Musa&#8217;ya: &#8220;Sen ve Rabb&#8217;in git savaş; biz burada oturuyoruz.&#8221;</p>
<p>ŞİMDİ DE SURİYE</p>
<p>Bu hadiseden sonra uzun uzadıya düşündüm, duaya, duanın yaptırım gücüne inandım deyip inandığımızı geceleri kalkarak, yana yakıla, gözyaşlarıyla yaptığımız dualarla göstermeyen, gösteremeyen bizler acaba Hocaefendi&#8217;yi duada da yalnız mı bırakıyoruz dedim kendi kendime. &#8220;Bari bir dua!&#8221; nidaları onun için miydi acaba?</p>
<p>Bitirmek istiyorum ama bir şey daha ilave edeyim; böyle bir çıkış olur bugünlerde diyordum ben. Hatta daha öte, &#8216;hastalanıp yatağa düşmese&#8217; temennisinde bulunuyordum. Çünkü 1979&#8242;da Rusya&#8217;nın Afgan işgali sırasında yataklara düşmüştü anlatılanlara göre. 20 Ocak Azerbaycan katliamında Müslümanların hunharca öldürülmesi esnasında İzmir Hisar Camii&#8217;nde bayılmıştı; &#8220;Bir dua ile olsun kardeşlerinize yardıma koşamaz mısınız?&#8221; sözlerini söylerken. 1992&#8242;de bizzat yaşadığım Bosna katliamında günlerce yataktan kalkamadı yaşadığı ıstıraptan dolayı. Yakınlarda cereyan eden Pakistan depreminde aynı manzarayı yaşadık, aynı iniltileri duyduk. Şimdi de Suriye vardı. Zaten bana &#8220;keşke yatağa düşmese&#8221; temennisinde bulunduran da işte bu Suriye olaylarıydı. &#8220;Bari bir dua!&#8221; serzenişinde hem Suriye hem de bahsini ettiğim olay başat rolü oynuyordu.</p>
<p>Yukarıda &#8220;Bir daha, bir daha &#8216;bari bir dua!&#8217; seslerini duydu salon&#8221; dedim. Salon duydu; doğru ama salondakiler duydu mu acaba? Siz de bu yazıyı okumakla salondakilerden biri olduğunuzun farkındasınızdır umarım.</p>
<p>http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1166055</p>
<p>Ahmet Kurucan; 06 Ağustos 2011, Cumartesi</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/bari-bir-dua.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaşıkçı elması &#124; İskender Pala</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/kasikci-elmasi-iskender-pala.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/kasikci-elmasi-iskender-pala.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jul 2011 07:25:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=415</guid>
		<description><![CDATA[Kanuni ölüp de İkinci Selim tahta geçince ünlü şair Baki ona bir kaside yazar ve şiirin bir beytinde onun işrete düşkünlüğünü ima ile şöyle der:Müselles gösterir dâim temâşâ eylesen eldeMeğer kim pâre-i elmâsdır câm-ı dırahşânı Demek olur ki, &#8220;Elindeki parlak kadehi herhalde elmastan yontulmuş olmalı ki bakılınca elde daima müselles gösteriyor.&#8221; Bu müselles (üçgen, üç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Kanuni ölüp de İkinci Selim tahta geçince ünlü şair Baki ona bir kaside yazar ve şiirin bir beytinde onun işrete düşkünlüğünü ima ile şöyle der:Müselles gösterir dâim temâşâ eylesen eldeMeğer kim pâre-i elmâsdır câm-ı dırahşânı</p>
<p>Demek olur ki, &#8220;Elindeki parlak kadehi herhalde elmastan yontulmuş olmalı ki bakılınca elde daima müselles gösteriyor.&#8221;<span id="more-415"></span></p>
<div id="haberMetinDiv">
<p>Bu müselles (üçgen, üç köşeli) kelimesi elmasların ekseriya üç köşeli traşlandığını anlattığı gibi sultan Selim&#8217;in kadehi üç parmağıyla tuttuğunu da anlatır. Şair bu ya, kelimeye bir anlam daha yükler ve üç kere damıtılarak yapılan özel bir şarabı anlatır. Hepsine göre beytin anlamı farklılaşır. Doğrusu şimdilik bunların hiç biri bizi ilgilendirmiyor. Çünki biz elmasın peşindeyiz. İstiyoruz ki şu fani dünyada bizim de bir Kaşıkçı elmasımız olsun, sultanlar gibi yaşayalım. Hani Fıtnat Hanım&#8217;ın,</p>
<p>Muteberdir sâf gevher dehrde nâkâm iken</p>
<p>Her güherden kadri elmasın füzûn bî-nâm iken[1]</p>
<p>dediği türden bir elmas istesek çok mudur!?..</p>
<p>Efendim, Kaşıkçı elması bilindiği gibi Topkapı Sarayı hazine dairesinde sergilenir. Kaşık biçiminde olduğunu yahut 86 kratlık kıymetiyle dünyanın sayılı elmaslarından bulunduğunu bilmeyen yoktur. Çevresinde iki sıradan 49 pare pırlanta mevcuttur. Osmanlı döneminde Kaşıkçı elmasından daha değerli iki elmastan biri Derya-yı Nûr (Nur denizi), diğeri Kûh-ı Nûr (Nur tepesi) adlarıyla İran hazinesinde bulunmakta imiş. Şimdi biri İngiltere kraliyet ailesindedir.</p>
<p>Dünya elmasları içinde iriliği ve temiz işçiliğiyle dikkat çeken Kaşıkçı elması 1774 yılında önce Hindistan&#8217;ın Madras mihracesi tarafından Pigot adlı bir Fransız subaya satılır. Pigot onu Napolyon&#8217;un annesine satar. Bu kadın yıllarca elması göğsünde taşır. Napolyon sürgüne gönderildiği zaman, oğlunu kurtarmak isteyen anne elması pazara çıkarır. O yıllarda Paris&#8217;te bulunan Tepedelenli Ali Paşa&#8217;nın bir adamı, paşa adına elmasa tamı tamına 150 bin altın öder. Bilahare Ali Paşa isyan edip de Sultan II. Mahmud tarafından öldürülünce (1822) elmas Osmanlı hazinesine intikal eder.</p>
<p>Kaşıkçı elması hakkında tarihî gerçeklerin bu şekilde olduğu kabul edilir ve hemen her yerde böyle yazılır. Ama gelin görün ki vakanüvis Raşid&#8217;in (ö.1735) ünlü Osmanlı Tarihi&#8217;nde &#8220;Zuhûr-ı Elmas-ı zî-kıymet&#8221; başlığı altında aşağı yukarı şöyle bir hikâye yer alır:</p>
<p>İstanbul&#8217;da Eğrikapı çöplüğünde 1699 yılında yuvarlak bir taş bulunur. Taşı bulan talihsiz ahmak, bunu üç kaşık karşılığında bir kaşıkçıya verir. Sonra bir sarraf, taşı on akçeye kaşıkçıdan satın alır ve hemen meslektaşı olan başka bir kuyumcuya gösterir. Bunun kıymetli bir elmas olduğu sarraflarca hemen anlaşılır. Hisse konusunda iki kuyumcu arasında anlaşmazlık çıkınca durum kuyumcubaşıya intikal eder. Kuyumcubaşı, her iki kuyumcuya da birer kese akçe vererek elması onlardan alır. Durumdan haberdar olan veziriazam da bu hazineye sahip olmak ister. Sonunda olay devrin padişahı IV Mehmet (Avcı Mehmet) tarafından da duyulunca emir verilir, elmas, sadrazamdan alınıp saray kuyumcubaşısına verilir. O da elmastraş efendiyi çağırtıp bu taşı traşlamasını ister. Bir süre sonra, ortaya 86 kıratlık eşi benzeri görülmemiş paha biçilmez bir elmas çıkar. Bu arada hükümdar elmas ustasına bir kese altın bahşişi ile becerikli kuyumcubaşısını kapıcıbaşılığa terfi ettirmeyi ihmal etmez.</p>
<p>İmdi bu iki hikâye arasında garip bir tenakuz vardır. 1774 yılında satın alınan bir elmas, 1699 yılında çöplükte nasıl bulunur? Tarih işte böyle bir şeydir ve yalnızca eldeki belgeye göre anlam kazanır. Ama öte yandan insan için en önemli elmas, sevgi dolu bir kalptir. O halde hepimizin birer Kaşıkçı elmasımız var sayılmaz mı? Bakın bakalım, kalbiniz Kaşıkçı elmasına, Kaşıkçı elması da kalbinize benzemiyor mu? Ben söyleyeyim; şekli bile tıpatıp aynı!..</p>
<p>[1] Aslı temiz olan kişi zamanında murada ermese de yine itibar görür. Elmas da isimsiz olduğu (üzerine mühür gibi isim yazılamadığı) halde değeri sair mücevherlerden üstündür. | İskender Pala</p>
</div>
</blockquote>
<p>12 Temmuz 2011, Salı | http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1157220&amp;title=kasikci-elmasi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/kasikci-elmasi-iskender-pala.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir gün mutlaka pişman olup ağlayacaklardır!</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/bir-gun-mutlaka-pisman-olup-aglayacaklardir.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/bir-gun-mutlaka-pisman-olup-aglayacaklardir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2011 23:24:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=404</guid>
		<description><![CDATA[Genç kuşakları ihmâl edip nefsâniliğin karanlık lâbirentlerinde yapayalnız bırakanlar, onların her gün biraz daha azmanlaşmalarına seyirci kalanlar.. bir gün mutlaka, ettiklerine nâdim olup ağlayacaklardır!. Genç kuşakları ihmâl edip nefsâniliğin karanlık lâbirentlerinde yapayalnız bırakanlar, onların her gün biraz daha azmanlaşmalarına seyirci kalanlar.. kitleleri millî kültür ve millî düşünceden mahrum bırakanlar, çekip onları şehevânilik bata&#8230;klığında çürütenler.. fenalara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Genç kuşakları ihmâl edip nefsâniliğin karanlık  lâbirentlerinde yapayalnız bırakanlar, onların her gün biraz daha  azmanlaşmalarına seyirci kalanlar.. bir gün mutlaka, ettiklerine nâdim  olup ağlayacaklardır!.</p></blockquote>
<p><span id="more-404"></span></p>
<p style="padding-left: 30px;">Genç kuşakları ihmâl edip nefsâniliğin karanlık lâbirentlerinde yapayalnız bırakanlar, onların her gün biraz daha azmanlaşmalarına seyirci kalanlar.. kitleleri millî kültür ve millî düşünceden mahrum bırakanlar, çekip onları şehevânilik bata&#8230;klığında çürütenler.. fenalara ve fenalıklara yahşî çekip gününü gün etmek isteyenler, ülkenin dört bir yanına kozmopolitlik tohumlarını saçarak millî şuur ve millî mefkûreyi öldürenler&#8230; özünden ve ruh kökünden uzaklaşmayı marifet ve medeniyet sananlar, ilim yuvalarını bu cehennem zakkumunun meşcereliği haline getirenler.. yıllarca can alıcı hasımlarımızı dost bilip onlara dostluk türküleri söyleyenler, göz göre göre bütün değer hükümlerimizi yerle bir edip halihazırdaki şu hazîn manzarayı hazırlayanlar.. cismânî ve bedenî hazlarını, her şeyin önüne geçirip çılgınlık ve hezeyana girenler, bunların hâline imrenip, kelebeklerin kendilerini ateşlere attıkları gibi, gidip gidip levsiyyâta gömülenler.. medeniyet deyip, yenilik deyip çeşit çeşit yabancı düşünceye pey-çekenler, olup biten bunca şey karşısında, bir kerecik olsun, irkilmeyen ve ürpermeyenler.. en alttakiler onların da altındakiler, en üsttekiler onların da üstündekiler, bir gün mutlaka, ettiklerine nâdim olup ağlayacaklardır!.. Ne var ki, o günkü ah u enîn ve çığlıklar hiçbir işe yaramayacaktır. Sızıntı, Haziran 1985</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/bir-gun-mutlaka-pisman-olup-aglayacaklardir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgide güller açsın, güller sevgi dağıtsın</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/sevgide-guller-acsin-guller-sevgi-dagitsin.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/sevgide-guller-acsin-guller-sevgi-dagitsin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Dec 2010 12:53:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=396</guid>
		<description><![CDATA[Gül, gül ki gül yüzünde binlerce güller açsın Gül bahçesi gül yüzünden sevgi topla demet demet Sevgide güller açsın, güller sevgi dağıtsın Sevgiyle bakıyor gül gibi görüyorsan sen bahtiyarsın.. Muhsin Yazıcıoğlu]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.alisevimli.com/dosya/kirmizi-gul_5B1_5D.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-397" title="kirmizi-gul_5B1_5D" src="http://www.alisevimli.com/dosya/kirmizi-gul_5B1_5D-e1291639979157.jpg" alt="" width="142" height="300" /></a></p>
<blockquote>
<p style="text-align: left;"><em>Gül, gül ki gül yüzünde binlerce güller açsın</em><br />
<em>Gül bahçesi gül yüzünden sevgi topla demet demet</em><br />
<em>Sevgide güller açsın, güller sevgi dağıtsın</em><br />
<em>Sevgiyle bakıyor gül gibi görüyorsan sen bahtiyarsın..</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Muhsin Yazıcıoğlu</em></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/sevgide-guller-acsin-guller-sevgi-dagitsin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bohçacı geldi hanım!</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/bohcaci-geldi-hanim.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/bohcaci-geldi-hanim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Dec 2010 10:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=395</guid>
		<description><![CDATA[Darbe günlüklerini yayınladığı için anasından emdiği süt burnundan getirilen Nokta Dergisi henüz kapanmamıştı o dönem. Yayınladığı bir dosya nedeniyle bir yayın organının kapısına kilit vurulmasına rağmen, bugünün hem dayak atıp, hem bağıran cengaverleri için henüz &#8216;baskı&#8217; dönemi de başlamamıştı henüz. Gerçi bizim için şaşırtıcı değildi, zira kocaman gazete binaları, şehrin göbeğinde bomba ile yerle bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Darbe günlüklerini yayınladığı için anasından emdiği süt burnundan getirilen Nokta Dergisi henüz kapanmamıştı o dönem.</p>
<p>Yayınladığı bir dosya nedeniyle bir yayın organının kapısına kilit vurulmasına rağmen, bugünün hem dayak atıp, hem bağıran cengaverleri için henüz &#8216;baskı&#8217; dönemi de başlamamıştı henüz. Gerçi bizim için şaşırtıcı değildi, zira kocaman gazete binaları, şehrin göbeğinde bomba ile yerle bir ediliyordu da, yine kimsenin ağzını bıçak açmıyordu o dönemlerde.</p>
<p><span id="more-395"></span>Her neyse..</p>
<p>Birtakım komutanlara ait olduğu iddia edilen (sonradan mahkeme kararıyla onaylandı da) günlükler yayınlanıyordu. Sayfalar boyu süren çalışmalar, sohbetler, organizasyonlar vardı bu günlüklerde. Ve coğrafi açıdan tam bir cadı kazanının göbeğinde bulunan, terör bağlamında ise neredeyse iç savaşın eşiğine gelmiş bir ülkenin komutanları, işi gücü bırakmış siyasi iktidarın nasıl alaşağı edileceğinin hesabını yapıyorlardı günlüklerde. Kendilerince Ayışığı, Yakamoz bilmem ne türü isimler veriyorlardı kurguladıkları cunta organizasyonlarına.</p>
<p>Sonra Amerikalı diplomatların günlükleri ortalığa saçıldı. Görüldü ki, isim koymakta, lakap takmakta daha mahirdi elin Amerikalıları. Neler yoktu ki, takılan isimlerde: Deli, teflon tava, çıplak imparator ve daha onlarcası&#8230;</p>
<p>Muhtemelen günlüklerde isimleri geçen kahramanların hüküm sürdüğü dönemde, onlarla ideolojik aşk yaşayan birtakım medya mensuplarının diplomatlarla özel konuşmaları da çıktı gün ışığına&#8230; Cablegate denilen vakıanın en enteresan bölümlerinden biriydi bu. Diplomatlar birtakım gazetecilerin kendilerine Türk ordusunun İslamcılar ile mücadele yöntemlerini aktardıklarını iddia ediyorlardı. Meğer, ordumuz kendi içindeki dindar insanları &#8216;çöp tenekesi kontrolü&#8217; dedikleri yöntem ile takip ediyorlarmış. Bunun için ekseri müfettiş görevlendiriliyormuş. Belgelerden aynen aktarıyorum: &#8220;Subayların çöplerini kontrol eden askerî müfettişler var. İçinde içki şişesi olmayan çöpleri tespit ediyorlar. Bazen da askerî liderler eşleriyle birlikte, ordu tesislerinde havuz başında düzenlenen partilere davet ediliyor. Bu partilere katılanlardan mayo giymesi bekleniyor. Dindar oldukları için gitmeyi reddeden kadınlar, kocalarının kariyerini tehlikeye atıyor.&#8221;</p>
<p>Fişçi geldi hanım!!!</p>
<p>&#8216;Bir ordu bunu yapar mı?&#8217; diye sormayın lütfen. İşte size bir gün önce Bugün gazetesinde çıkan haberin başlığı: Subay eşleri ve kızlarının etek boylarını bile ölçmüşler!</p>
<p>Bugün&#8217;ün haberinden anlıyoruz ki, komutanlar bir taraftan darbe hesapları yaparken, alt kademeye de başka orijinal görevler veriyorlarmış. Çöp tenekesi müfettişlerinin yanı sıra pazarlamacı gibi müfettişler de varmış. Bu görevliler, ordu mensubu askerlerin evlerinin kapısını çalıyor, teflon tava satar gibi yaparak, subay eşlerinin ve kızlarının giyimlerine bakıp, rapor tutuyormuş.</p>
<p>İşte size o raporlardan bir bölüm: &#8220;Adresine pazarlamacı kisvesiyle gidildiğinde kapıyı açan ve J. Yb. H.V.&#8217;nin eşi olduğu değerlendirilen 40 yaşlarındaki bayanın gözlüklü, başı açık, üzerinde uzun kollu bluz ve ayak topuklarına kadar uzun etekli olduğu, başına türban tabir edilen kıyafet giymediği. 17.10.1998&#8242;de aynı eve adres sorma bahanesiyle gidildiğinde kapıyı açan ve J. Yb. H.V.&#8217;nin kızı olduğu değerlendirilen 16 yaşındaki bayanın başı açık modern giyimli olduğu görüldü.&#8221;</p>
<p>&#8216;Türban tabir edilen kıyafet!&#8217;..</p>
<p>Terör tabir edilen bir bela, bu memleketin başına 30 yıldır sarılmışken, işi gücü bırakıp, bir yandan darbe organizasyonları yapmak, diğer yandan çöp bidonlarını karıştırmak, öte yandan bohçacı gibi kendi personelini fişlemek &#8216;ordu&#8217; tabir edilen bir kuruluşa yakışıyor mu, yakışmıyor mu siz karar verin!</p>
<p>n.hazar@zaman.com.tr</p>
<p>06 Aralık 2010, Pazartesi</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/bohcaci-geldi-hanim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Heyula</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/heyula.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/heyula.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Oct 2010 05:52:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=383</guid>
		<description><![CDATA[Heyula &#8220;Muhalif&#8217; sıfatının kendine çok yakıştığını düşünen medya, iktidar ile yaptığı mücadelede rasyonel argüman bulamadığı için, tuhaf bir &#8216;korku kültürü&#8217; üreterek onun üzerinden muhalif rolü oynamaktan pek hazzediyor. Yakın geçmişe kadar, varlığını iktidar imkânları ve yönetim erklerinin tanıdığı iltimaslar ile varlıklarını sürdürmeyi başaran bahsi geçen yapının, geçmişini deşmek, günah galerilerine dalmak gibi bir niyetim yok. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Heyula</p>
<p>&#8220;Muhalif&#8217; sıfatının kendine çok yakıştığını düşünen medya, iktidar ile yaptığı mücadelede rasyonel argüman bulamadığı için, tuhaf bir &#8216;korku kültürü&#8217; üreterek onun üzerinden muhalif rolü oynamaktan pek hazzediyor.</p>
<p>Yakın geçmişe kadar, varlığını iktidar imkânları ve yönetim erklerinin tanıdığı iltimaslar ile varlıklarını sürdürmeyi başaran bahsi geçen yapının, geçmişini deşmek, günah galerilerine dalmak gibi bir niyetim yok. Yoksa geçen gün ekrandaki kız öğrencinin dediği gibi &#8216;kimin ruhunu hangi pahaya sattığını&#8217; aşağı yukarı biliyoruz!<br />
<span id="more-383"></span></p>
<p>Referandum süreciyle beraber iplerin gerilmesi ve kendilerince artık yerleşik bir hastalığa dönüştürdükleri paranoyanın dayanılmaz boyutlara ulaşması neticesinde, &#8216;korku kültürü&#8217;nü ete/kemiğe büründürme ihtiyacı hissettirdiler. Bunu bazen seçim haritasına bakarak, bazen yapay bir &#8220;hayat tarzı&#8221; tartışmasına dalarak yaptılar.</p>
<p>Lakin inandırıcı ve gerçekçi gelmedi kimseye bu. Kendilerine bile. Bir tür &#8216;Trafik Canavarı&#8217; gibi kurguladıkları bu heyula için gözle görülür bir örnek ihtiyacı hissettiler.</p>
<p>Öyle ya; daha düne kadar &#8216;Devlet elden gidiyor, Laiklik elden gidiyor, irtica geliyor&#8217; yaygaralarına artık herkesin karnının tok olduğunu çok iyi gördüler. Bir yandan sırtlarını dayadıkları &#8216;sentetik sistem&#8217;in çatırdaması, diğer yandan gelişen ve ilerleyen demokrasi belki de onları haddinden farzla ürkütüp, korkuttu bilemiyorum.</p>
<p>Bu endişeler ile Ergenekon yapılarının ardına saklananların sıkıntıları birleşince mücerret endişeleri müşahhas bir korkuya dönüştürmek için fırsat kolladılar.</p>
<p>Hanefi Avcı&#8217;nın kitabı tam da bu esnada yetişti imdatlarına.</p>
<p>Herkes çok farklı bir beklenti ile sarıldı kitaba.</p>
<p>Kimi; 7-8 yıldır yaşadığı paranoid kuşkuların bir türlü sona ermediğini gördüğü için, kimi izbelerde yaptıkları hesap ve kurguların tarumar olduğunu düşündüğü için. Gerekçe farklı olsa da, amaç birliği 28 Şubatvari bir organizasyonu su yüzüne vurdu.</p>
<p>Ve geçen her gün, asli kimliklerine geri dönmeye başladılar. Geride kalan her saat makyajlarını döküyor, üzerlerindeki fosforlu simleri çıkarıp atıyordu.</p>
<p>Kimi perde arkasından işaret etti, hedef gösterdi, cesaretlendirdi. Kimi TV ekranında &#8216;Hâlâ içeri alınan olmadı&#8217; diyebilecek kadar kendinden geçti.</p>
<p>Kimi ise, 40 yıldır bilgisizliğin besleyerek büyüttüğü korkusunu bu kitap sebebiyle tekrar ortalığa -komik düşüp rezil olma pahasına- saçtı.</p>
<p>Önceki akşam bir program seyrettim ki evlere şenlik. Bahsetmeden önce, geçmiş bir vakıayı hatırlatayım.</p>
<p>Hani vaktiyle Fethullah Gülen ateistler ile ilgili bir açıklama yapmıştı. Aslında dini &#8216;ElifBa&#8217; düzeyinde bilen herkesin malumu olduğu bir şeydi: Âlemleri yaratan Yüce Rab, kendisini tanımayanları ve inkâr edenleri azabın ve ateşin en şiddetlisiyle&#8217; korkutuyordu. Ancak nedense zorlarına gitti birilerinin bu durum. Şöyle bir komik tablo çıkıyordu ortaya. Ateist, yani Allah&#8217;a, ahiret gününe, dolayısıyla cennet ve cehenneme inanmayan biri, &#8216;Vay efendim biz niye cehenneme gidiyormuşuz&#8217; diye itiraz ediyordu!</p>
<p>Geçtiğimiz akşamki 32. Gün&#8217;de de böylesi bir tablo ortaya çıktı. Bilmem kaç yıllık gazeteci olan bir büyük hanımefendi durduk yere &#8216;Neden Hocaefendi?&#8217; diye bir soru sordu. Bir imam ve vaiz emeklisine &#8216;Niye Hocaefendi diyorsunuz&#8217; şeklinde soru soran gazetecilerin ülkesi bu ülke sevgili dostlar!</p>
<p>Daha perişan mizahi durumlar da vardı. Mesela &#8216;kadınsız hareket&#8217; diye bir tabir kullandı aynı büyüğümüz. Anlaşılan bizleri gülme krizine sokacaktı! Allah&#8217;tan &#8216;Niye kadın peygamber yok&#8217; sorusunu sorarak bizi lise çağlarımıza geri götürmedi. Zaten film koptu orada, ondan sonrası mizahın her katmanından örneklerdi. Nisa Suresi diye bir şeyden habersizce, Gülen&#8217;in görüşlerini ayetten habersiz bir şekilde, aklınca eleştirmeye kalkarken, esas olarak Kutsal Kitab&#8217;ı hedef aldığından habersiz bir haberci!</p>
<p>Hasılı; ülkede artık demode olmuş paradigmanın köhne sinir uçları, aradıkları korku ikonunu bulduklarını düşünüp abandılar, abanıyorlar ama korkarım ki, 10 yıl önce olduğu gibi yine avuçlarını yalayacaklar. Demokrasi ve özgürlük, önüne çıkan bu tür molozu sürükleyip götürebilecek kadar güçlü akıyor bu ülkede.</p>
<p>16 Ekim 2010, Cumartesi? M.Nedim HAZAR</p>
<p>http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1040881&#038;title=heyula</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/heyula.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bin Kez İncitseler De Bir Cân İncitmeyesin</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/bin-kez-incitseler-de-bir-can-incitmeyesin.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/bin-kez-incitseler-de-bir-can-incitmeyesin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2010 21:24:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=380</guid>
		<description><![CDATA[Gönül yıkmanın Kâbe&#8217;yi bin kez yıkmaktan daha kötü olduğunu bilir gönül erleri. İncitmemek ve incinmemek işin esası. İncinsen de affedebilmek? Ama illaki incitmemek. Osman Hulûsi Efendi&#8217;nin Divân&#8217;ındaki şu nasihati bir çok şeyi anlatmaya kafidir: Sakın nefsine uyup bir cân incitmeyesin Hüsn ü edebi koyup, bir cân incitmeyesin El ile döğseler de dil ile söğseler de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.alisevimli.com/dosya/kırık-gül.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-381" title="kırık-gül" src="http://www.alisevimli.com/dosya/kırık-gül.jpg" alt="" width="640" height="340" /><br />
</a></p>
<p>Gönül yıkmanın Kâbe&#8217;yi bin kez yıkmaktan daha kötü olduğunu bilir  gönül erleri. İncitmemek ve incinmemek işin esası.<br />
İncinsen de  affedebilmek? Ama illaki incitmemek. Osman Hulûsi Efendi&#8217;nin  Divân&#8217;ındaki şu nasihati bir çok şeyi anlatmaya kafidir:</p>
<p><em>Sakın nefsine uyup bir cân incitmeyesin<br />
Hüsn ü edebi koyup, bir cân incitmeyesin</em></p>
<p><em>El ile döğseler de dil ile söğseler de<br />
Bin kez incitseler de bir cân incitmeyesin</em></p>
<p><em>Hepsi kardeşlerindir yolda yoldaşlarındır<br />
Hâlde hâldaşlarındır bir cân incitmeyesin</em></p>
<p><em>Beyhûde cânın sıkıp insanlığından çıkıp<br />
Dil Ka?besini yıkıp bir cân incitmeyesin</em></p>
<p>Öyleyse, nefsimize uymamaya, edebimizi muhafaza etmeye, canımız  sıkılsa da insanlığımızdan çıkmamaya, kimseyi incitmemeye söz verelim.  Bizi dövseler de sövseler de bin kez incitseler de incitmemeye söz  verelim.</p>
<p>Gönüller almaya geldiğimizi her halimizle haykıralım.</p>
<p>Sevelim ve sevilelim?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/bin-kez-incitseler-de-bir-can-incitmeyesin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Peki ya insan?</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/peki-ya-insan.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/peki-ya-insan.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2010 22:16:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=378</guid>
		<description><![CDATA[PROF. Üstün DÖKMEN &#8220;Yere düsen ekmegin üstüne basan insan görmedim ama yere düse&#8230;n insani tekmeleyen çok kisi gördüm&#8221; diyor&#8230; Saygili olmaktaki kusurlarimizi söyle anlatiyor: - Birbirimize saygili olma konusunda 3 tip temel hatamiz var&#8230; Avrupa&#8217;da yasayan vatandasimiz, orada yerlere çöp atmiyor ama Kapikule&#8217;den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya basliyor. Niye burada böyle yapiyorsun diye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>PROF. Üstün DÖKMEN &#8220;Yere düsen ekmegin üstüne basan insan görmedim ama yere düse&#8230;n insani tekmeleyen çok kisi gördüm&#8221; diyor&#8230; Saygili olmaktaki kusurlarimizi söyle anlatiyor:</p>
<p>- Birbirimize saygili olma konusunda 3 tip temel hatamiz var&#8230;</p>
<p>Avrupa&#8217;da yasayan vatandasimiz, orada yerlere çöp atmiyor ama Kapikule&#8217;den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya basliyor. Niye burada böyle yapiyorsun diye soruldugunda, herkes böyle yapiyor diyor. Kendi fikri olmayan insanin duruma göre hareket etmesidir bu.</p>
<p>Ikinci hatamiz, adama göre davranmamiz. Karsimizdaki adam iri yariysa, &#8216;Buyur Abi&#8217;, diyoruz, ufak tefekse, &#8216;Ne var lan!&#8217; diyoruz. Oysa ki, insanlarin onuru birbirine esittir.</p>
<p>Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak. Keyfimiz yerindeyse eve girerken &#8216;Merhaba millet&#8217; diyoruz, degilse surat asiyoruz. Oysa keyfimiz yerinde olsun olmasin insanlara saygili davranmak zorundayiz.</p>
<p>Diyorum ki, yerdeki ekmege saygili olma konusunda ülkemde mutabakat var, kimse basamaz, ayagiyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir kenara.</p>
<p>Ekmek nimettir kabul, peki insan nimet degil mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/peki-ya-insan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir eşi olmalı insanın</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/bir-esi-olmali-insanin.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/bir-esi-olmali-insanin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Sep 2010 06:13:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=376</guid>
		<description><![CDATA[*Bir eşi olmalı insanın.* *Rüzgar onun kokusunu getirmeli, yağmur onun sesini.* *Akşam onu görecek diye pırpır etmeli yüreği, ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan eve dönerken.* *Cennetten köşe almışcasına sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı&#8230;* *Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı, çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın.* *Ben seni ölene dek seveceğim boş laf;* *Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim.*]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>*Bir eşi olmalı insanın.*<br />
*Rüzgar onun kokusunu getirmeli, yağmur onun sesini.*<br />
*Akşam onu görecek diye pırpır etmeli yüreği, ayakları birbirine dolaşmalı<br />
heyecandan eve dönerken.*<br />
*Cennetten köşe almışcasına sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı&#8230;*<br />
*Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı, çölde okyanusu yaşadığı bir eşi<br />
olmalı insanın.*<br />
*Ben seni ölene dek seveceğim boş laf;*<br />
*Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim.*</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/bir-esi-olmali-insanin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukluğumuzda</title>
		<link>http://www.alisevimli.com/cocuklugumuzda.html</link>
		<comments>http://www.alisevimli.com/cocuklugumuzda.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 22:32:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali SEVİMLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevdiğim Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluğumuzda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.alisevimli.com/?p=349</guid>
		<description><![CDATA[Bizim çocukluğumda Annelerimiz çalışmazdı. Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım. Hatta Babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi. Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki&#8230;.. En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani. Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık. Okula [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.alisevimli.com/dosya/cocuklugumuzda.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-348" style="border: 5px solid black; margin: 5px;" title="Çocukluğumuzda" src="http://www.alisevimli.com/dosya/cocuklugumuzda-300x225.jpg" alt="Çocukluğumuzda" width="300" height="225" /></a>Bizim çocukluğumda Annelerimiz çalışmazdı.<br />
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.<br />
Hatta Babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.</p>
<p>Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki&#8230;..</p>
<p>En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.<br />
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.<br />
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.<br />
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.<br />
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.<br />
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.<br />
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek<br />
arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.<br />
<span id="more-349"></span><br />
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.<br />
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.<br />
Kısacacı evine gidip gelen ( &#8230;ki ; sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.<br />
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.<br />
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.</p>
<p>Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.<br />
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.<br />
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi&#8230;. Polisler gelmezdi<br />
kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.<br />
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir<br />
bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan<br />
çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.<br />
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.<br />
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.<br />
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı<br />
alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.</p>
<p>Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.<br />
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,<br />
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.<br />
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.<br />
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş<br />
hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.<br />
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.<br />
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl<br />
vitrinler, girip çıkan yapay insanlar&#8230;<br />
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..</p>
<p>Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye<br />
hatırını soran çocuklarımız yok oldu.<br />
Ben kapılarında &#8216; vale &#8216; lerin, &#8216; bady &#8216; lerin beklediği yerlerden hep<br />
korkmuş çekinmişimdir.<br />
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği<br />
arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.<br />
Benim değildir bu kültür.<br />
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.<br />
Nedir bunlar?<br />
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.<br />
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.<br />
İyi de neden böyle olduk ?<br />
Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi&#8230;&#8230;.</p>
<p>&#8216;Her toplum hakettiği gibi yönetilir&#8221; derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?<br />
Altıntı : Bağımsız Gündem</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.alisevimli.com/cocuklugumuzda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

