notice
by About Solutions
16 Mart 2008 | Kategoriler: Sevdiğim Yazılar | Etiketler: , , , ,

Genç Siviller, birbirinden ilginç eylemleriyle dikkat çekiyor. Genç Siviller’in gündeminde dün kapatma davası vardı.Genç Sivil

Yine çok konuşulacak sloganlar ortaya atıldı: “DTP, AKP tamam, kaldı 48! Düzgün bir demokrasimiz olmadı, bari adam gibi bir totalitarizmimiz olsun. Tek parti olsun, temiz olsun.” Gençler, AK Parti’yi kapatmak için kendi gerekçelerini de ironik bir üslupla sıraladı. Bunlardan bazıları şöyle:
Devamını oku…

GoogleGoogle (NASDAQ: GOOG), bugün,organizasyonlar içerisinde birlikte çalışan takım arkadaşları, ekipler için web sitesi oluşturma işlemini, bir elektronik belge düzenlemek kadar kolaylaştıran Google Sites? uygulamasını tanıttı.Google Sites, kullanıcılarına, video, takvim, sunum, ekler ve metin dahil olmak üzere, çeşitli bilgileri tek bir yerde hızlı toplama olanağı veriyor ve bunları, görüntülenmesi veya düzenlenmesi amacıyla, küçük gruplarla, firmalarla ve hatta dünyayla kolayca paylaşmalarını sağlıyor.
Devamını oku…

İnşallah iyi bir donanımcı veya iyi bir programcı veya iyi bir networkçü
veya iyi bir system administrator olacaksın.

Yanlız şu mühim meseleleri sakın aklından çıkarma: Bu kainatın öyle bir
donanımcısı vardır ki, bütün mevcudâtı ve içinde yer yüzünü create etmiş,
güneşi bir power source, ayı bir system clock yapmış. O power source’dir ki
kesintiye uğramaz ve o system clocktur ki şaşmaz ve şaşırmaz, o donanımcının
ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir.

Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam dünya üzerinde
çalışacak şekilde koca hayat programını yazmış, yüzbinlerce yıldan fazladır,
error verdirmeden, crash ettirmeden çalıştırıyor. Eğer onun ne kadar iyi bir
programcı olduğunu da anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle
göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş ve yine o küçücük
hücrende execute ettiriyor. Madem ki DNA’nın bir program olduğu apaçıktır,
ve bir program programcısız olamaz demek ki senin programcılığın ancak o
büyük zâtın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir.

Yine senin bütün hücrelerinden oluşturduğu network’ün içinde hadsiz
protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, madem ki senin de diğer
insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli
donanımı yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor.

Ve madem ki sen etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye işık, ses
gibi türlü mediayı hazırlamış kullandırıyor, ve sen bunları keşfeder,
kullanır fakat bir yenisini ekleyemezsin, o halde öyle büyük bir network
uzmanı zât vardır ki senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını
verir. Senin networkçülüğün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdiği bir
küçük parça ve bir büyük nimettir.

Arkadaş, aldanma! Şu güzel dünya hayatı programı bir limited trial
version’dur, görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiç bir surette save
edemiyorsun. Öyle ise, bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün
müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı
programda about kesimi koyup kendini tanıttırmasın.

Öyle ise bu kainatın en büyük donanımcısı, programcısı, networkçüsü ve system

administrator’u olan
zâtın her yere işlediği about kesimlerini gör, öğren,full versiyonunu
kazanmak için çalış. Unutma ki hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli
loglar tutuluyor. Bu loglar herşeye gücü yeten o system administrator
tarafından kontrol edilecektir.

Ey insan! İnsan isen, şu güzel işlere, tabiatı, tesadüfü, abesiyeti,
dalaleti karıştırma; çirkin etme, çirkin yapma, çirkin olma.

11 Şubat 2008 | Kategoriler: Sevdiğim Yazılar | Etiketler: ,

Öyle bir şarkı vardı hatırlar mısınız?
“Tarlalarda boy atasız,
Ananıza tez çatasız…”
Filan gibi mısralarla devam ederdi… Andıç medyası ve kadrolaşmış jakobenizm ile mücadele ederken aklıma hep bu türkü geliyor.
Fikrin en ufak kırıntısına hasret kaldığımız, iliğine kadar işlemiş klişelerin, tek tipçiliğin bayraklaştırıldığı ülkenin ‘efendim başka sorunlar dururken, nerden çıktı bu türban’ diyenlerin cıngılı olmalı bu türkü…Mesela şöyle bir mantığın ne kadar sakat olduğunu bilmeden kurgulayabiliyorlar: “Efendim bakınız işte, yapılan araştırmaya göre, örtünmeden dolayı üniversite okuyamayan kızların oranı yüzde 1 bile değil…”

Eh be canım ağabeycim, kendi kazdığın kuyuya düşmüş olmuyor musun o halde?

Bu küçümsediğin ‘yüzde 1’lik kısmın korkusundan ülkeyi bir gerilim çanağına çeviren kim, sen misin yoksa kedi mi?

Bir cüce palavrası daha: Toplumsal mutabakat!

İlk bakışta afili, cafcaflı, janjanlı görünüyor değil mi?

“Efendim yasak kalksın diyoruz, ancak toplumsal mutabakat ile kalksın…”

Canımın içi jakobenlerim, özgürlüklerin kalkması için mutabakat filan aranmaz. Söz gelimi toplumun yüzde 1’ini bile oluşturmayan bir azınlığın, herhangi bir hakkını vermek için mutabakat ararsanız, bu ülkede azınlıkların esamesi okunmaz!

Hem bu yasağı hangi toplumsal mutabakatla koydunuz ki, kaldırılırken mutabakat arıyorsunuz?

Özgürlükler için değil, yasaklar için toplumsal mutabakat aranır…

Ha, ‘değil yüzde 46, yüzde 99 alsalar bile bu ülkeyi onların yönetmesine izin vermeyiz’ diyen jakoben kafadansanız elbette yapacak bir şey yok!

Ve fakat, kişisel anlamda inanca alerji duyanları anlamaya çabalamakla beraber, yaptıkları manipülasyon ve art niyetlerini midemin kaldırmadığını ifade etmek isterim. Geçtiğimiz gün bir öğretmenimiz bana mail atmış. Diyor ki: “37 yıllık öğretmenlik dönemimde hep çağdaş çizgide eğitim verdim, sizin gibi yazarları okudukça boşuna çabaladığımı düşünüyorum…”

Ülkenin kendi klişe genellemeleriyle bakıldığında hocamız ne kadar da haklı… Klişe mi, buyurun işte önceki gün cehaletin azgınlaştırdığı bir jakoben yazmış, ‘kapanarak özgürleşilmez…’ Özgürleşmeyi kılık kıyafette, dış görünümde algılayan bu zihniyete, pigmeleri en çağdaş ve özgür insanlar diye sunmakta sakınca yok o halde: Türkiye, Etiyopya olacaktır! (Pigme ve Etiyopyalılardan özür dileyerek tabii.)

‘Türban olayını kaşıyorlar, böyle bir sorun yoktu’ diyenlerin gözlerinde çok ciddi sorun olduğuna inanmaktayım. Tabii ki kendilerine göre sorun yoktur, olmayacaktır! İnancını yaşamayı yasaklayanların, olayı kaşıya kaşıya yaraya, ardından kangrene dönüştürdüklerinin kanıtı da vardır elimizde. Misal bir genç araştırmacı oturup Andıç Medyası’nda bir yılda yer alan köşe yazılarının bir istatistiğini çıkarsa da görsek!

Acaba kaç köşe yazısı inanç aleyhine ve dindar insanların rahatsız olacağı yazıdır? Din ve dindar aleyhine yapılan haberlerin rakamsal verisi ortaya çıktığında, kaşıyıcılar ve yarası olanların tablosu ortaya çıkacaktır eminim.

Bir başka palavra: Ekonomik sıkıntı devam ederken bu türban çabası niye?

Allah Allah! Kimse ‘sadece türbanla uğraşılsın’ demiyor ki! Bir yandan özgürlükçü yasalar çıkarken, ekonomiyi askıya alanlar mı var? Bu milletin hepsi o cücelerden midir ki, sadece aklına sapladığı dogmayla uğraşsın, başka her şeyi ikinci plana itsin…

Ah ne diyordu baştaki şarkı; cük cük cücelerim, menim güççük cücelerim!

NOT: Tam yazıyı noktaladığımda ‘Biz kaç kişiyiz’ diye bir siteye girdim. Manzara gerçekten inanılmaz. Ancak gelecek yazıya detaylı şekilde alabiliriz.
11 Şubat 2008, Pazartesi

5 Şubat 2008 | Kategoriler: Blog | Etiketler:

Merhaba; rh+sanart Dergisi’nce bu yıl dördüncüsü düzenlenen Yılın Genç Ressamı Yarışması’nda ilk 10’a kalan finalistler belli oldu. Bu güzel insanlardan biri tanıdığımız arkadaşlardan Ahmet BİROL. Kendisine Başarılar diliyorum..

Tanıyalım;

Ahmet Birol

Ahmet Birol


1980 Kırıkkale doğumlu.
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Mezunu. Halen Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Dalı Yüksek Lisans Eğitimine devam etmekte.

Bir sanatçının sanat görüşünün, bir sanatçı için zor bir soru olduğunu, aynı zamanda belirli bir kalıp şeklinde ifade etmenin çok suni olacağını düşünüyor. Sanatçıların sezgileriyle hareket ettiğini, yine de fikir vermek gerekirse “nasıl bir tarzda yapıt üretmek” sorusunu tartışmak konusunda Richter’e katıldığını ve kalkıp “sürrealistler” gibi resim yapmanın anlamı olmadığını, yapıt hakkında çok fazla açıklamanın yapıtın büyüsüne zarar verdiğini düşünüyor. Yaşadığı çağı nasıl algıladığının ürettiği işlere yansıyacağını düşündüğünü belirten Birol, bir sanatçı olarak yaşamını sanatına taşımaya çalıştığını ifade ediyor. Plastik sanatlarda aynı anda birçok tarzda eser verebilmesi ve üretken biri olması açısından günümüz sanatçı profiline uyduğunu düşündüğü Gerhard Richter’den etkileniyor.

Sosyal ilişkiler serisinden (Almanya) tuval üzerine yağlıboya 70×100

Sosyal ilişkiler serisinden (Almanya) tuval üzerine yağlıboya


Sosyal ilişkiler serisinden (Fransa) tuval üzerine yağlıboya 70×110Sosyal ilişkiler serisinden (Fransa) tuval üzerine yağlıboya 70×110


Sosyal ilişkiler serisinden (Japonya) tuval üzerine yağlıboya 70×125Sosyal ilişkiler serisinden (Japonya) tuval üzerine yağlıboya 70×125

http://www.rhsanat.com.tr/

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi 17/01/2008 Tarih ve 2008/55 nolu kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.
Access to this web site has been suspended in accordance with decision no: 2008/55 of T.R. Ankara 12th Criminal Court of Peace.

Bence iyi oldu, özgürlüğün bo… unu çıkarmanın manası yok… Bence açılmasın bi daha, video kaldırma falan hikaye. Yapanın eline sağlık diyorum.

18 Ocak 2008 | Kategoriler: Blog | Etiketler: , ,

Sayın abonemiz Turkcell E-posta Adresi servisi 3 ay sonra kapatılacaktır. 3 ay boyunca hesabınızdan e-posta gönderebilir ve alabilirsiniz. Bilgilerinize sunarız. | Turkcell

Benden başka kime geldi bu mesaj?

9 Ocak 2008 | Kategoriler: Sevdiğim Yazılar | Etiketler: , , , , , , ,

Sabah kuşağındaki programlara bir bakın; 10.00-Arım balım Peteğim (Show)
10.30-Sabahların sultanı (Seda Sayan Kanal D)
10.15-Siz mutlu Lerzan mutlu (FOX)
10.55-İtirazım var (atv) Bu dört programın temel malzemesi sıkı aile dramları…
Aldatma, teca…, kaçırma gibi aksiyonlar en makbulleri.
Hele çocuk da varsa “reytinge” doyum olmuyor…Bunlar tam bitiyor ardından 2 kadın programı daha başlıyor;14.30-İnci Ertuğrul-Sizin sesiniz (Star)
14.50-Esra Ceyhan ile (Kanal D)Malzeme yine aynı…
“Ar” etmeden hayatını anlatacak insanlar…
Bir psikolog oturtuluyor baş köşeye…
Makbul olan kişi de Prof. Dr. Arif Verimli…
Ben anlamıyorum vallahi…
Arif Verimli’nin işi gücü yok mu?
Ne zaman TV’yi açsam mutlaka bir kanalda boy gösteriyor.
Neyse…Öğle saatlerini İnci Ertuğrul ve Serap Ezgü ile bilgilenerek(!) geçiren ekran tutkunları öğleden sonra şu programlara takılıyor;

15.45-İkbal’le hayatı paylaşmak (Kanal 7)
16.45-Şebnem Kısaparmakla paylaştıkça (Fox)
16.45-Serap Ezgü ile biz bize (Show)
Alıntı; internethaber.com Hacer ALKAN

Bende şunları sölemek istiyorum Hacer hanım ne güzel sölemiş gerçi ama içimi dökemek istiyorum.

Özellikle sözlerim İkbal Gürpınar hanım abla için, ablam, güzel ablam seni hakikaten çok seviyoruz. AMA BIRAAAAAK ŞU KADIN PROGRAMLARINI. YEMİN EDİYORUM şu etrafımda kaç kişi nefret eder hale geldi artık. BIKTIK ARTIK KİMİN KOCASI NE BOK YEMİŞ, KİMİN KARISI KİMİNLE YATIP KALMIŞ LANET OLSUN BU PROGRAMLARA. HERGÜN HERGÜN ÇIKMIŞ GELMİŞLER ORAYA. Ar namus bilmeyen 3-5 kişi yüzünden tüm Türkiye Etkileniyor bundan bunun hiç farkında mısınız??. Ben kaç defa kavga ettim Annem babamla… Niye? Sırf sizin programlarınızda ki saçma saçma konular yüzünden. İnsanların güzel bir düşüncesi olsa bile, hayırlı bir yolda olsa bu yoldan alı koyuyorsunuz…
İKBAL ABLAM, Diğerlerini saymıyorum bile… N’Olur Daha fazla nefret ettirmeden BIRAK BU KADIN PROGRAMINI… BIRAK… HAKİKATEN ÇOK ÜZÜLÜYORUM….

6 Ocak 2008 | Kategoriler: Blog | Etiketler: , , ,

Cem YİĞİT

Cem YİĞİT; Lösemi hastası olan Cem Zonguldak Valiliğinden alınan yardım toplama izin belgesi ile yapılan yardım toplama organizasyonları neticesinde 287.000 YTL toplanmış,

Cem YİĞİT

Sevgili Cem, kampanya sonrası 5 ay süre ile lösemi hastalığı için tedavi gördüğü Yeditepe Üniversitesi hastahanesinde annesinden bulunan uygun iliğin nakli gerçekleşmiş ve taburcu olmuştu,

Cem YİĞİT

Ummadığın Anda Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği‘nin kurulmasında fikrii temeli olan Cem, ilik nakli sonrası rutin tedaviler için hastahaneye gitmiş son olarak da derneğe gelip üye olacağını bildirmişti.

“Bende bunu yeneceğim emin olun..”

deyip de bizlere verdiği sözünü tutamadı.

Sevgili Cem, 06-01-2008 tarih sabah 9 sularında aramızdan ayrılarak ebedii aleme intikal etmiştir.

Merhuma Cenab-ı Hak’tan rahmet, başta Annesi olmak üzere yakınlarına başsağlığı dilerim Ali SEVİMLİ

Taziye: Serkan YİĞİT, 0 533 340 88 29

Taziye: Taziye Defteri

Diyelim ki Avrupa’nın herhangi bir köşesinde yaşayan bir yabancısınız. Yine diyelim ki çok iyi Türk dostlarınız var ve sizi yılbaşı tatilinde ülkelerine davet etti. Binip uçağa geldiniz güzelim Türkiye’ye.Hava bozuk, dışarı çıkmak mümkün değil ve oturdunuz Türk ev sahibinizle televizyon izlemekten başka seçeneğiniz kalmadı. Ve Türk tercüman eşliğinde başladınız Türk televizyonlarını izlemeye…
Sabahın erken saatinde televizyonun tuşuna dokunduğunuz an evinizin içine, sanatçı geçinenlerin vıcık vıcık ilişkileri doluverdi. Üstelik magazin adı altında. Sanatçıların burnuna dayatılan kameralar, ‘ünlüsün o halde benimsin’ zihniyetindeki paparazziler, ‘Çekme kardeşim… Ama benim görevim’ şeklinde bitmek bilmeyen müptezellikler. Ne kadar marjinal, problemli kişilik varsa alayı magazin programı adı altında üzerinize boca edildi.Bu ülkenin sanatı hakkında iyi kötü bir fikir edindiniz ve kahvaltı sofrasına otururken başladı başka programlar. Seda’lar, Petek’ler, Lerzan’lar… Bu sefer toplumun alt tabakasındaki bataklığın ekrandan üzerinize boşaltılması. Teca*** edilmişse Lerzan’a, evden kaçmışsa Seda’ya, şiddet görmüşse Petek’e… Tuhaf hıçkırışlar, acayip stüdyo konukları, abuk sabuk cümleler vesaire… Ulusal kanalda sabah sabah üzerinize gelen bir başka çarpıklık.Bir de merak edip, program yapanların kimlikleri hakkında malumat istediniz. Biri oğlu yaşındaki çocukla beraber yaşamış, diğeri babası yaşındaki adamla beraber yaşıyor, öteki hakkında söylenenlerin haddi hesabı yok…

Arada Meclis TV diye bir yeri açtınız; ama durum daha fena. Asık suratlı ve sinirli, takım elbiseli adamlar, hepsi birbirini vatan haini olarak suçluyor…

Öğlen oldu bu kez kadın programları başladı. Koca dayağından komşu adama kaçmış kadınlar, baba şiddetinden psikopat adamlara kaçmış kızlar, yağlı kenar mahalle ablalarının yorumları, dişleri dökük amcaların ‘gel, milyonlarca seyirci önünde söz veriyorum bir daha dövmiycem’ diyen korkutucu tipler…

Karakol ve adliye binasına gitmek yerine TV binasını tercih eden bir ülkenin ahfadı…

Bir ara kapı önüne çıkıp tam normalleşmeye başlamışken, akşam haberleri için tekrar TV karşısına geçiş… Terör haberleri, cinayetler, ihanetler… Kurgu mu gerçek mi belli olmayan, güncel mi arşiv mi karışık duran görüntüler, fona giydirilmiş ünlü film müzikleri, kendisi psikopat olan sunucuların dilinden ülkenin halleri…

‘Yılbaşı gecesi turist kızları sıkıştırmış, çemkirmiş çakal’ diyen ruh hastası sosyopatlar…

Tam da, ‘yok mu bu ülkenin mutlu yüzleri, gülen insanları’ derken, karşınıza çıkan yarışma programları. Hiçbir şey bilmeden milyarları al götür naraları. ‘Kutuları açalım, milyonları saçalım’ cömertliği… Gündüz kadın programında gözyaşı döken ablalar, teyzeler, frapan giysiler, abartılı makyajlar ile yarışmacı olmuşlar…

Allah’a şükür ki daha siz Memedalibey’e denk gelmediniz, yoksa hepten harcamıştınız biz Türkleri!

Gece uyurken ve zihninizde ‘bu nasıl bir ülkedir?’ diye sorgularken, ertesi gün elinize geçen gazetelerin televizyonlardan daha berbat olduğunu görmeniz. İnterneti söylemeye bile gerek yokken üstelik…

Ve diyelim ki, bitti tatiliniz ve memleketinize döndünüz. Bir dostunuz ile karşılaştınız ve size o meş’um soruyu sordu: ‘Ee anlat bakalım, nasıl bir ülke Türkiye?’ Ne cevap verirsiniz? Pardon!.. Yüksek sesle lütfen…
05 Ocak 2008, Cumartesi – Zaman